Şu ana kadar 1.367 defa okundu

AÇLIK GREVLERİ ve GİDİŞAT

Değerli okuyucular merhaba, Tükiye ve Küdistan’da bütün cezaevlerindeki açlık grevleri ellinci gününü doldururken, hükümet ve muhalefetin derin bir telaşa kapıldığı açıkça görülmektedir. Açlık grevlerinin ilk başlarda ciddiye alınmaması, manidardır. Fakat, “Talepler yerine getirilmezse, grevin ölüm orucuna dönüştürüleceği” noktasındaki ısrar görülünce, herkesi bir telaş sardı.


Bilindiği üzere, açlık grevlerinin Kürdistan Ulusal Kurtuluş davasındaki yeri, uzun yıllar öncesine dayanıyor. 12 Eylül darbesinin, O ilk tutsaklar üzerinden bir halkı rehin alma girişimleri, hala belleklerde tazeliğini korumaktadır. O dönemler ‘Kurtuluş mücadelesi’ daha bir bebekken, boğulmaya çalışıldı. Halkı adına yola çıkan ilk birkaç kadronun şahsında, güneşe, aydınlığa yüzünü çeviren bir halkın, bütün umutlarını söndürüp yeniden karanlıklara gömmek istemişlerdi. Amaçları buydu: BAŞARAMADILAR!
O dönemlerde bedenlerini ölüme yatıran kahramanlar bile, bu kadar derin bir dirilişi sağlayabilecekleine inanmıyorlardı belki de… Onlar, bedenlerini ölüme yatırırlarken, karanlığa sıkılan birer kurşun misali; “Belki isabet ettirebiliriz!” diye yola çıkmışlardı aslında… Sonuç ortada: BAŞARDILAR! En azından ‘dirilişi’ gerçekleştirdiler. Onların, tarih yazan direnişleri karşısında, derin bir saygı ile eğiliyorum…
Türkiye Cumhuriyeti Yöneticileri meselelerini birbirlerinin üzerine atarak, zaman kazanmaya çalıştıklarını sanıyorlar. Zaman zaman, hükümet ve muhalefettekilerin birbirlerini suçlamaları sadece gözboyamadan ibarettir. Bildiğiniz gibi, hükümetler ayrı kurumlardır, ‘Devlet’ ayrı bir kurumdur. Şu anda iktidarda kimlerin olduğu, hiç de önemli değildir. Bu tür sorunlarda önemli olan, ‘Devlet’ anlayışıdır. 1924’ten bu yana Kürtlerle ilgili herşey yasaklanarak, inkar edilerek bu mesele sadece ertelenmiştir. Çözülmemiştir! Oysa ‘Kurtuluş Savaşı’ olarak adlandırılan yurt savunmalarında Kürtler, Türkler ve diğer azınlıklar beraberce direnmişlerdir. 1921 Anayasası’nı kamuoyuna neden açmıyolar. 1921 anayasası ile 1924 anayasası ne gibi farklılıklar arzediyor? Bunu “Hepimiz kardeşiz…” vb. yalanları her gün TV ekranlarında, köşe yazılarında dile getiren, gazeteciler, üniversite dekanları, araştırmacılar, akademisyenler bilmiyorlar mı? Cumhuriyeti beraber kuran Kürtler, hangi nedenlerle, niçin 1925’lerde ayaklanmaya kalkıştı? Bilmez olurlar mı? Sadece gizliyorlar…
Sonuç olarak, şunu vurgulamak istiyorum: Şu an iktidar olan AK Parti sırf “Kürt Meselesi’ni çözecek!” diye, Anadolu halklarından geniş tabanlı oy almıştır. “Açılım” adı altında, bu meseleye yaklaşırlarken, ben de inanlar arasındaydım. İster saflık deyin, ister apolitiklik. Peki niçin? Çünkü, bu tür meseleler (İngiltere-İrlanda örneğinde oduğu gibi), kayda değer siyasi bir ağırlığı olan geniş bir tabana sahip, merkez partilerin dönemlerinde çözülürler. Bu kadar hassas olan konular, uç noktalarda görünmeyen, ekstrem fikirleri olmayan, her kesimden insan yığınlarını kucaklayan, tam da bu tür siyasi partiler tarafından çözüme kavuşturulurlar.
Şunu açıkçasöylüyorum: Bütün böbürlenmesine rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi bütün inandırıcılığını ve kredibilitesini yitirmiştir. Burada CHP ve İşçi Partisi’nin yaklaşımları da ciddiyetten uzaktır. Sunni gündem yaratmaya çalışıyorlar. Cumhuriyet bayramı ‘alternatif kutlamaları’nı tamamıyla, cezaevlerindeki açlık grevlerine bağlı olarak düşünüyorum. Şu an, Türkiye’nin gündemi bu mesele iken; bütün çabalarının bilinçli kışkırtmalarla, gündem saptırmaktan başka birşey olmadığını vurgulamak istiyorum…
Doğruları, yedi kat yerin dibine de gömseniz, bir gün mutlaka, ama mutlaka gün ışığına çıkacaktır. Doğruların kazanması dileğiyle…
Selamlar Saygılar M.Zewal Doğan

Editör hakkında 174 makale
Bilen bilir

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın