Şu ana kadar 1.816 defa okundu

“BU SENİN BANA YAPTIĞIN REVA MI?

(YAZAR NOTU: Bu yazıyı birkaç hafta önce yazmayı planlamıştım. Reyhanlı olayından sonra yayına hazırlamak için üzerinde çalışırken, her zamanki gibi Türkiye ve Ortadoğu gündemi o kadar çok hızlı değişiyor ki, Gezi Parkı olayları herşeyi gölgeledi. Yazıyı, ancak bugün yayınlamak mümkün oldu/HMK)

 

Ssyrian_refugeeURİYELİ ABDULLAH:

“KOMŞU, BU SENİN BANA YAPTIĞIN REVA MI?”

 

Ben Abdullah, Sarı Çocuk gibi çoğunuz beni tanımazsınız ama komşularım beni çok iyi tanırlar. Zaman zaman haberleşir, selamlaşırdık.Neredeyse ayrımız gayrımız yoktu, ne de olsa din ve kardeşiyiz.

 

Ben ve arkadaşlarım okula gidebiliyorduk, iyi kötü karnımız doyuyordu. Komşularımıza göre ekonomik anlamda daha iyi ve yaşam standartlarımız daha yüksekti. Mesela benzin ucuz olduğu için ulaşım da ucuzdu. Her türlü sağlık güvencemiz vardı.

 

Demokrasi olmadığı için anam-babam demokrasi mücadelesi vermiyorlardı, ama halimizden de mennunduk. Çünkü babam, amcam ve komşularımız düşünüp taşınmışlar ve bezirganın katırını ürkütmemeye karar vermişler ki kendimizce mutlu ve huzurlu bir hayat yaşayalım. Biliyorduk ki bezirganın katırını ürkütürsek ya arkadan çifte vurur ya da önünde ısırır”.

 

İşte bizler bu şekilde hareket ederken, bizim dışımızda birileri katırı ürktü ve olan anneme, babama, komşularımıza, kardeşlerime ve arkadaşlarıma oldu ve şu an bezirganın katırını ürkütenlerin çocukları mutlu bir hayat yaşarlarken, bizler korunacak bir sığınak arıyoruz.

 

Ülkem tarumar oldu.

Halep’imin o güzelim nar, elma ve zeytin bahçeleri arasında sayenizde dumanlar yükseliyor. Fıstık bahçelerimizin arasında dolaşan bu eli silahlı adamlara kim bu silahları veriyor?

 

Komşular, dostlar, dost sandıklarım,

Pek çok tarihçinin ”Doğunun Kraliçesi” dedikleri Halep’im, “İstanbul yıkılırsa ben yaparım ama ben yıkılırsam İstanbul yapamaz” demiş. Peki Halep’im yıkılırsa kim yapacak ?

 

Hani Nazım Hikmet’in tabelasını koklayıp ”üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim” dediği Halep’im şimdi diken üstünde, her tarafta silah sesleri ve barut kokusu geliyor.

 

Kebabın kökeni Halep yerine varsın Adana ve Urfa ’nın olsun ama dokunmayın, saplamayın hançerlerinizi Halep’imin kalbine!! Maalesef sayenizde Halep’imin o leziz yemeklerine ve tatalılarına kan, şiddet ve barut kokusu karıştı.

 

Daha düne kadar onbinlerce küçük dükkandan ibaret Ortadoğu’nun en uzun çarşısı olan Halep Kapalı Çarşısı cıvıl cıvıl iken, şimdi sayenizde bir hayalete dönüşmüş. Tarihe inat ayakta duran Halep Kale’m, bir darbe alır korkusu ve tasası ile ürperiyorum her an.

 

Bu bana reva mı?

 

Güzel ve yeşil Afrin’im üstünde ve her an patlayan silahlarla zeytinlerimde ve narlarımda barut kokusu çıkıyor.

 

Afrin’imin o güzelim doğasını kirletme hakkını nasıl kendinizde buluyorsunuz?

 

Humus’un güzel kızları her türlü insanlık dışı haksızlağa ve tecavüze uğrarken siz hangi demokrasiden bahsediyorsunuz?

 

Böyle demokrasiye lanet olsun be arkadaş, be komşu!!

 

Cennetten çıktığına inandığımız Şam’ın suyu kan akıyor baksana!!!!

 

Siz komşularım, Avrupa’daki Sarı Çocuk ve diğerleri,

Sizler sıcacık odalarınızda otururken ben ve arkadaşlarımız korunacak bir sığınak arıyoruz.

 

Benim bugün yaşadıklarımı daha dün Afganistanlı Yusuf ve Meryem yaşadılar. Onlara da demokrasinizi ihraç kolilerle gönderiniz. Iraklı akrabam Ayşe ve Mohammed’e de o paketlerdengönderdiniz.

 

O paketlerden ne kola, ne bisküvi, ne çiklata çıktı ne de anlı şanlı malınız demokrasi. Kolilerde ne çıktığını söylememe gerek yok. Düşünmek de istemiyorum, ismi bile beni ürkütüyor.

 

“Komşu, Sarı Çocuğu anladım da ya senin bana yaptığın reva mı?”

 

Hani hepimiz Muhammed’in ümmetiydik?

 

 

Hüseyin Mirza KARAGÖZ

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın