Şu ana kadar 1.697 defa okundu

YAZMAK

Sevgili Diren’e…
Değerli okuyucular, “yaz ayları haylaz aylarıdır” diye geçmiştim son kitabımın bir bölümünde. Hakikaten yaz ayları canlıyı cansızı hareketsiz ve işlevsiz kılmaktadır. İnsanı verimli olmaktan uzaklaştırmaktadır sanki. Fakat çocukluğuma biraz düşünsel bazda uzandığımda, belki de memleketin en ağır yükünü yaz aylarında omuzlarlardı büyüklerimiz. Derecesi belli olmayan o kavurucu yaz sıcaklarının altında eğilir, bükülür, keser, biçer ve sırtlanırlardı, memleketimin elleri öpülesi o emektar insanları. Fakat yine de neticede insanın da dinlenmeye ve enerji toplamaya ihtiyacı vardır herhalde. Bu yüzden olmalı ki, insanlar bu aylarda dinlenmeyi (tatil yapmayı) öncelikli tutmaktadırlar kanaatimce. Haksız da sayılmazlar hani..

 Sevgili arkadaşlar, esaslı konum bu değildir tabii ki. Geçenlerde bir e-mail aldım, genç bir arkadaşımızdan. “Hocam, bir gün olur da yazmak istersem eğer, yardımcı olur musunuz lütfen?” demişti bana. İnanın, bu genç arkadaşımıza nasıl bir cevap vereceğimi bilemedim uzun bir süre. Birkaç saat düşündüm. Sonra, “Sevgili Diren, sana yazdığım bu kısa mesajdan hareketle, senin gibi düşünen başkaca arkadaşların da yararlanması için bu konuda bir makale yazacağım. Böylece hem sen yararlanmış olursun, hem de içinde derin yetenekleri olan, fakat bunu açığa çıkarma konusunda az da olsa manevi destek bekleyen kimseler de yararlansın!” diye bir öneri yapmıştım kendisine. Bana cevaben yazdığı mesajında; “Hocam, inanın ki size olan saygım bir kat daha arttı böylece!” demiş ve beni onurlandırmıştı sevgili Diren.

 

Evet sevgili gençler, ‘yazmak’ hayatın en ince sanatıdır bana göre. Tıpkı resim’de ve müzik’te olduğu gibi, yazımsal alanda da insanlar iç dünyalarını sanatlaştırırlar. Tarihin derinliklerine hafifçe bir göz attığımızda, resimde Leonardo da Vinchi’yi, Pablo Picasso’yu, Van Gogh’u, hatta reaksiyoner fikirleri ile tanınan Salvador Dali’yi ve daha nicelerini ölümsüz yapıtlarıyla hatırlarız. Onlar fiziksel olarak aramızda olmasalar da dünya döndüğü sürece ve insanlar sanata eğilim gösterdikleri sürece yapıtlarıyla daima yaşayacaklardır. Müzikte, Wolfgan Amadeus Mozard, Ludwin Van Beethoven, Johann Christian Bach ve diğerlerinin ölümsüz eserleri gelir aklımıza hemen. Yeryüzünde yaşayan insanların genel anlamda ruhlarını dindiren, yine kimi hastalıklarda tedavi ve terappi işlevi gören sanatlarıyla insanlığa katkılarından dolayı ölümsüzdürler onlar. Çağ ve zaman ne olursa olsun; her daim insanlıkla beraber yaşayacaklardır. İşte bu yüzden diyorum ki, yazım alanındaki sanat da en az müzik ve resim kadar değerli olup, hatta onun da ötesinde bir işlev görmektedir günümüz dünyasında.

“Yazı, konuşmanın şekle dönüşümüdür!” diyor Eflatun. Günümüzde yazım dilinden hareketle insan toplulukları kültürel, sanatsal ve bilimsel gelişmelerine ivme kazandırmaktadır. Sanatın, kültürün ve bilimin ana rahmi felseefedir. Felsefe denilince ilk akla gelen üç isim; Sokrates, Platon (Eflatun) ve Aristoteles’tir. Platon, kendisinin öğretmeni olan ve yerinde hiç bir yazılı eser bırakmayan Sokrates’in diyaloglarını kaleme aldığı için, bu gün köklü bir felsefeye sahip bulunuyoruz. Platon ve Aristo, Sokrates’in düşüncelerini yazım sanatına çevirmekle, salt insanlığa felsefenin temel ilkelerini bırakmış olmuyor, aynı zamanda Hocaları olan Sokrates’i onurlandırmış, o derya gibi filozofun anısını onore etmiş bulunuyorlar. Batı dünyasının bu köklü felsefecilerinden sözetmişken, Doğu filozoflarını da gözardı etmemeliyiz. Bir İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, bir İbn-i Haldun, yine Doğu’nun en derin filozofu olan bir Farabi’yi, Hallac-ı Mansur’u, Ömer Hayyam’ı ve diğerlerini de vakit buldukça incelemeli, onların yaşamlarını keşfetmeli ve tecrübe denizlerinden yüzmesini bilmeli, öğrenmeliyiz diye öneriyorum. Bu bilge insanların hemen hepsi de yeryüzündeki kimi oluşumları yaşayaraktan tecrübe etmiş ve gelecek kuşaklar yararlansınlar diye, tecrübelerini yazım diline dökmüşlerdir. Uzatmadan konumuza dönersek eğer, işte anlatmaya çalıştığım yazım dili, “Edebiyattır!” sevgili gençler. Edebiyat, edepli anlatım tarifi ile bire bir uyuşmaktadır. Yazım dili, ahlakla ilintilidir. İnsanlar, kafasında geçenleri belli bir uslup eleğinden geçirdikten sonra ahlaki ögelere bağlılık temelinde yazısal sanata dökerler. Bunlar geçici birer makale de olabilir, kalıcı birer kitap da… Bana göre kitap, en değerli varlıktır. Kitaplar, ilimin ve irfanın kilitli sandıklarıdırlar. Yeter ki açmasını bilelim. Yerine göre kitap en iyi arkadaş olmalıdır. En iyi öğretmen, en iyi ebevyen. Kitaplar hakkında sayısız söz ve övgü duymuşsunuzdur. Tekrara girmek istemiyorum. Örneğin, “Kitapsız bir dünya mezarlık gibidir!” diyenler var. Radyo, televizyon, inter-net ve benzeri iletişim araçlarının pratik yaşamda ne kadar faydalı olduğunu izaha gerek yok; ancak bunların hiçbirisi kitabın yerini dolduramaz. Kitabın yeri başkadır. İnanç, nasıl ruhun bütün boşluklarını dolduruyorsa, kitap da beyinin, zihinin boşluklarını doldurur ve aynı zamanda tassavur gücünü kuvvetlendirir insanda. Çokça roman okuyan insanlarla sohbet edin, göreceksiniz. Onların konuşma ve anlatım biçimleri başkadır. “Ben, roman okuya okuya romanın kurdu oldum!” diyor, Sayın Orhan Pamuk. Neyse, uzatmayayım.

Sonuç olarak toparlarsam eğer; unutmayalım ki eğitimin, bilimin ve sanatın temeli kitaba dayanır. Bir kitap okumak, bin insan tanımak kadar eşdeğerdir. Kitap okumak, sadece insanı tanıtmaz; her yönü ile objeyi, coğrafyayı, kainatı da tanıtır. Görülen ve tassavur edilen hakkında, bilgi sahibi kılar insanı. Tekrar konumun başına dönersem eğer, şu noktada o kadar emiinim ki, her insanın yazım diline dökeceği bir hikayesi vardır. Sevgili Diren, sana da yazdığım gibi, tekrar ediyorum: Bizim coğrafyamızın insanı derin dramların yaşandığı ortamlarda şekillendi. Bu yaklaşımımın Anadolu halklarının çoğu için geçerli olduğu kanaatindeyim. Herbiriniz birşeyler yazabilirsiniz. Bu bir şiir olabilir, bir anı olabilir, bir hikaye ya da bir roman olabilir. Farketmez. Neyi arzuluyorsanız onu yazınız… İnanıyorum ki gizlenmiş üstü örtülmüş olan yeteneklerinize iğnenin ucununu batırdığınızda, görülmemiş harikalarla karşılaşacaksınız. Ben, içinizden herhangi birilerinin yazacağı kitap konusunda üzerime düşeni üşenmeden yaparım. Buna söz veriyorum. Sevgili gençler, ne olur işin kolayına da kaçmayınız. Yazacağınız şiir, anı, hikaye, roman… her ne ise; lütfen size ait olsun. Lütfen, başkasını taklit etmeye kalkışmayınız! İnanın ki, başkasından aldığınız satırlar ne kadar güzel olurlarsa olsunlar, asla hoşunuza gitmeyecektir. Çünkü o size ait değildir. Size ait olmayan ne kadar parlak görünürse görünsün, asla tenezül etmeyiniz! Hatta yeri gelir onu savunamazsınız bile. Bir platforma çıkıp, başı dik alnı açık bir halde dile getiremezsiniz. Çünkü size ait olmayanla barışık olamazsınız. Bu konuda kendinizi birer küçük tanrı yerine koyunuz ve yaratıcı olunuz diyorum. Size inanıyor ve güveniyorum. Deneyin ve bakınız. En geç bir yıl sonra, nelere imza attığınıza kendiniz bile inanamayacaksınız! İşte yukarıda adı geçen, bütün sanat abideleri ve filozoflar, salt kendi emeklerine dayandıkları için asırlara hükmetmektedirler. Son bir önerim: Bu konularda yararlanacağınız kimselerden elbette ki yararlanınız. Bu hiç de ayıp değildir. Telefon edin, yazışın… Fakat, onlardan habersiz, sakın ola ki yazılarını almaya yeltenmeyiniz. Bir gün olur da karşınıza çıkarlarsa zorlanırsınız. Hatta böylesi bir yaklaşım etik de değil zaten. Dolayısıyla, yazmaya başlamadan önce bolca okuyunuz. Biliyorsunuz ki, ilimden ve irfandan uzak olan sanat, kimseyi etkilemez. Sizi de tatmin etmez tabii ki. Öyleyse, önce derin bir bilgi hazinesiyle donanınız. Zira, bilgi ve birikim olmadan hiç birşey olmaz. Hep bir yanı handikap kalır yaptıklarınızın. Kendinize güveniniz. Sadece içinizdeki o saklı cevhere bir dokunun yeter… İsterseniz, son olarak Doğu’nun asırlardır parıldayan ve hiç sönmeyen yıldızlarından Filozof Farabi’nin tamamlayıcı bir mısrası ile bitirelim makalemizi:

“Gezdim Halep ile Şam’ı/ Eyledim ilm ü talep,

Meğer ilim sonra imiş/ İlla edep, illa edep…”

Yani yazım sanatı öncelikle ahlaklı olmayı gerektirirmiş. Umarım bu konuda heves sahibi olan kimselere, ileriye atacakları adımlar hakkında az da olsa katkı sunmuşumdur.

Derin saygı, sevgi ve selamlarımla

M. Zewal Doğan

yazılı görüşmek isteyenler için: azaddogan@live.fr

Not:

Mısır’da cereyan eden olaylarla ilgili olarak; bir önceki devrimci hareketi bütün kalbimle desteklemiştim. Fakat şimdiki askeri müdahaleyi, ‘Darbeyi’ kınıyorum. İnsanların düşünceleri ne olursa olsun, halk tarafından seçilmişlerse, onların yönetimi meşrudur! Beğenmezseniz, bir diğer seçimde oy vermezsiniz.

Bu kadar basit!

Saygılarımla..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın