TÜRKİYE VE AVRUPA ÜLKELERİNDE ANADİL EĞİTİMİ

 

 

 

Anayasa’nın 42. maddesinin son fıkrasının birinci cümlesi, “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” diyor. 2923 sayılı Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanunu’nun 2/a. Maddesi, “Türk vatandaşlarına anadilleri Türkçe’den başka hiçbir dille okutulamaz ve öğretilemez” diyordu. 2923 sayılı yasanın 2/a maddesi 30.7.2003 tarihli ve 4963 sayılı Kanunla şu şekilde değiştirilmiştir:  “Eğitim ve öğretim kurumlarında, Türk vatandaşlarına Türkçe’den başka hiçbir dil, anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Ancak, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere özel kurslar açılabilir; bu kurslarda ve diğer dil kurslarında aynı maksatla dil dersleri oluşturulabilir. Bu kurslar ve derslerde, Cumhuriyetin Anayasa’da belirtilen temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı öğretim yapılamaz. Bu kursların ve derslerin açılmasına ve denetimine ilişkin esas ve usuller, Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
Bu değişiklikle, Türkçe’den başka hiçbir dilin anadilleri olarak okutulamayacağı yasağı eğitim ve öğretim kurumlarına hasredilmiştir. Bu yasa, “anadil” deyiminden özenle kaçınarak, vatandaşların günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesini, dil kurslarında serbest bırakmıştır. Kurslarda farklı dil ve lehçelerin öğretilmesi ile ilgili hususlar, 5.12.2003 tarihli ve 25307 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesi Hakkında Yönetmelikle düzenlenmiştir.
Mevzuatta gerçekleştirilen bu değişikliklerden sonra, devletin özde yapay engelleme çabalarına rağmen bir çok yerde Kürtçe dil kursları açılmıştır. Türkiye’de Kürtçe eğitim halen tartışma konusuyken birçok Batılı ülkede çok düşük nüfuslu azınlıklar kendi dillerinde eğitim haklarına sahiptirler. Batılı yönetimler azınlıkların kültürel haklarının tanınmasını
ülkenin daha iyi yönetilmesinin anahtarı sayarlar. Her yıl daha fazla göç alan Avrupa ülkeleri anadil eğitimine gün geçtikçe daha fazla önem veriyorlar ve bunun önlemlerini alıyorlar. Batılı ülkeler biliyorlar ki anadilini iyi öğrenen ve iyi konuşanlar ikinci, üçüncü dili daha kolay ve iyi öğrenirler. Bu anlamda bir çok Avrupa ülkesinde azınlıklara kendi dilini ve kültürünü öğrenmenin olanakları sağlanmaktadır.  Avrupa ülkeleri değişik dillerin konuşulmasını ve değişik kültürlerin yaşatılmasını bir zenginlik sayarlar. Azınlıkların kendi dillerini unutturmak için asimilasyona başvurmazlar, aksine Avrupa’da yaşayan yabancılara çocuklara yaşadıkları ülkenin dilinden önce anadillerini öğretmeleri konusunda uyarıda bulunulur.

 

Avrupa ülkelerinin çoğunda birden çok dille eğitim yapılmaktadır. Hatta bir çoğunda birden fazla resmi dil kullanılmaktadır. Şimdi durumu hep beraber inceleyelim:

İsviçre Anayasası’nın 4. Maddesi şöyledir: “Ülke dilleri Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Retororomancadır.” 70. Madde de şöyle der: “Federal resmi diller Almanca, Fransızca ve İtalyancadır. Retororomanca konuşan kişilerle ilişkilerde Retororomanca da federal resmi dildir.” Jence 1997 yılında belli bir bölgeye bağlı olmayan İsviçre dili olarak kabul edilmiştir. Jence konuşanlar, nüfusun % 0,5’ini oluştururlar ve tüm İsviçre’ye dağılmış bir biçimde yaşarlar. Ayrıca Zürih kantonunda dilsizlerin kullandığı işaret dili resmi dil olarak kabul edilmiştir. İsviçre’de bölgeler dil esasına göre ayrılmıştır. Öğrenciler bağlı oldukları kentteki sisteme bağlı olan resmi dilde öğrenim görürler.

İngiltere’de 1971 yılında kabul edilen yasa gereği gereken bölgelerde öğretim iki dille (İngilizce, Galler dili veya İskoç dili) yapılır. İngilizce eğitim saati, yerel dilinkinden daha fazladır. İki dilde yayın yapan radyo istasyonları ve Tv kanalları mevcuttur.

İtalya’da 25 farklı dil konuşulur bunlardan 12’si İtalyancanın lehçeleridir. İtalya beş özel statülü bölgeye ayrılmış olup, üç özerk bölgede bazı yerel diller mahkemelerde kullanılır. Almanca, Ladince (güney Tirol), Fransızca (Aostatal) ve Slowence (Triest) bölgesel resmi dillerdir. İlkokullarda anadil, isteğe bağlı ama zorunludur. Ortaokullarda bazı hallerde yerel dilde eğitim verilir. Bunların dışında, Anayasa ve 1999 yılında çıkarılan bir kanunla korumaya alınan azınlık dilleri ise şunlardır: Arnavutça (Mezzogiorno), Franko-Provenzalca (Aostatal, Piemont), Furlanca, Yunanca, Katalanca, Sardça (Sardinya), Zimbirce (kuzey İtalya’da dil adaları biçiminde), Okzitanca (piemont).
1970 Anayasası’na göre Belçika dört dil bölgesine ayrılmıştır. Belçika’da Fransızca, Flamanca ve Almanca resmi dil olarak kabul edilmiştir. Parlamento ve Senatoda Fransızca konuşulur. Dış politika, savunma, maliye, polis gibi alanlarda Fransızca esas alınır. Eğitim, adalet, içişleri gibi bakanlık dairelerinde Flamancaya ek olarak Fransızca geçerlidir.
1978’de kabul edilen İspanyol Anayasası’na göre, İspanyolca tüm ülkenin resmi dilidir. İspanyolcanın yanı sıra konuşulmakta olan Katalanca, Galiççe ve Baskça, otonom bölgelerin resmi dilleridirler. 1998’de çıkarılan Dil Politikaları Kanunu
na göre eğitim alanında Katalanca her düzeyde her çeşit okulun eğitim dilidir. Çocuklar ilk eğitimlerini kendi anadillerinde yani Kastilyan veya Katalanca alma hakkına sahiptirler. Üniversite eğitimi sırasında ise, öğrenciler ve öğretim üyeleri yazılı ve sözlü iletişimde istedikleri resmi dili kullanma hakkına sahiptirler.
İsveç’te,  her anne ve babanın kendi çocuklarına anadilinin öğretilmesini isteme hakkı vardır. Belediyeler de bu hakkın gereklerini yerine getirmek zorundadırlar.2002/2003 öğretim yılında İsveç okullarında 138 ayrı dil konuşan öğrenci grupları var. Bu gruplardan 112’sine ayrı dilde anadili eğitimi veriliyordu. 1977 yılından beri İsveç’te Kürtçe anadil dersi verilmektedir.Kürtçenin anadil dersi olarak verildiği ilk Avrupa ülkesi İsveç’tir.  Bu haktan yararlanmak için en az beş kişilik bir grup oluşturmak gerekir.

Finlandiya’da iki resmi dil vardır. Beş milyon nüfuslu Finlandiya halkının %92’sinden fazlası  fince, % 5,5’u isveççe, %2’si başka bir yabancı dili konuşmaktadır. İsveç halkının yoğun olarak yaşadığı yerlerde tamamen isveç diliyle eğitim yapılmaktadır. Finlandiya  ile İsveç’in tam orta yerinde 6784km kare yüzölçümlü ve 26530 kişinin yaşadığı otonom bir ada vardır. Halkın %95’i isveç halkındandır. Burada tamamen isveççe eğitim yapılmaktadır. Finlandiya’da 6 –  7 bin Sami halkı yaşamaktadır. Samiler temel eğitim ve lisede kendi anadilleriyle eğitim yapmaktadırlar. 2001’den itibaren üniversitede de anadilleriyle eğitim hakkı elde ettiler. Finlandiya’da 6 – 10 bin kadar Roman yaşamaktadır. Romanlar anadilleriyle eğitim yapmıyorlar ama devlet belediyeler kanalıyla Romanların anadillerini öğrenmeleri için gerekli yardımları yapmaktadır. Yani Romanlar dillerini öğrenmek için kurslar düzenleyip parasını ödeyerek dillerini öğrenmek zorunda bırakılmıyorlar, aksine devlet düzenliyor ve tüm masrafları karşılıyor. 2003 yılının başında Finlandiya’da 103 682 yabancı uyruklu yaşamaktadır. Bu, Finlandiya nüfusunun % 2’sine karşılıktır. Göçmen çocukları en az dört kişi bir araya gelerek kendi dillerini ve kültürlerini öğrenmek için başvuruda bulunurlarsa bağlı olarak yaşadığı belediye hemen ilan vererek öğretmen bulur, maaşını öder, hepsinin rahatlıkla gidebileceği bir okulda ders saatleri dışında haftada iki saat olmak üzere anadil öğrenimini sürdürürler. Bunun için hiç bir masraf ödemezler, yol paralarını bile belediye öder.

 

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere Avrupa ülkeleri uluslararası sözleşmelerin gereklerini yerine getirmek için özel çaba sarf etmektedirler. Türkiye’ye gelince, dünya çocuklarına tanıdığı hakları kendi coğrafyasında yaşayan ve öz evladı olan çocuklara çok görmekte, Kürt, Laz, Arap, Çerkez…. v.b.çocukların anadillerini kendi imkanlarıyla bile olsa öğrenmelerini engellemeye çalışmaktadır. Vatan, millet, Sakarya, çakıl taşı edebiyatı yaparak, ülkenin bölüneceği yaygarası kopararak bilime ters düşme pahasına anadilde  eğitim hakkına karşı gelmektedir. Günümüz kosullarinda Kürtlerin anadillerini seçmeli ders olarak öğrenmeleri öngörülmektedir. Bu bilimle, Kürtler’le ve insanlıkla dalga gecmektir. Dünyanın hiçbir yerinde insanlar anadillerini seçmeli ders olarak öğrenmezler. Türkiye’de anadili Türkçe olanlar Kürtçeyi seçmeli ders olarak öğrenebilirler.

 

5 milyon nüfusu olan Makedonya’da yaşayan 80 bin Türk için Türkiye Makedonca ve Arnavutcayla birlikte Türkçenin resmi dil olarak kabul edilmesini istemektedir. (Bence sakınca yoktur.) Türkiyede yaşayan 20 milyon Kürt halkina anadiliyle egitim hakkını  tanımayıp seçmeli ders olarak öğrenilmesinin dayatılması bir çelişki olup abesle iştigal etmekten başka bir şey değildir…….

 

Dünya çok küçüldü artık. Herkes anadiliyle eğitim yapınca ülkenin bölünmeyeceği çok net olarak görülmekte ve bilinmektedir. Anadilde eğitim hakkı bir yana, birden fazla resmi dili olan ülkeler bile bölünmüyorlar. Öyle olsaydı Finlandiya, İsviçre, İtalya, Belçika, İspanya, İngiltere bu güne kadar bin parça olurdu. Bu devletlerin dimdik ayakta olduğu, yarınlara doğru hızlı adımlarla koşarken bölünme kabusları görmediği herkes tarafından bilinmektedir.Anadilde eğitim ve kültürünü geliştirme hakkı  karşılıklı güveni sağladığı, birlik ve beraberliği pekiştirdiği için o ülkeler daha güvenli, daha huzurlu oluyorlar. İnsanlar devletine güveniyor, insanlarda aidiyet duygusu gelişiyor, insanlar devletin kalkınması, uygar ülkelerle yarışması için yek vücut çalışıyorlar ve o devlet hızlı gelişiyor. Bu anlamda Türkiye`de yaşayan tüm halkların anadilleriyle eğitim hakkını kayıtsız şartsız savunmak ve kullanmak durumundayız.

Türkiye’yi yönetenler artık kafalarındaki pası silsinler ve çakıl taşı edebiyatı yapmaktan vazgeçsinler. AB yolunda emin adımlarla ilerlemek isteyen Türkiye’nin çağdaş ülkelerin çocuklarına ve halkına tanıdıkları hakları artık kendi halkına tanıma zorunluluğu vardır.  Türkiye farklı dil ve lehçeler deyimi yerine doğrudan anadilde eğitim kavramını kullanmalı ve Türkiye’de yaşayan tüm halkların (Kürtlerin, Araplar’ın, Lazlar’ın….) anadiliyle eğitim yapmalarını özendirmeli, tüm masraflarını karşılamalıdır. Çağdaş olduğunu ileri süren ve gerçekten çağdaş olması gereken Türkiye’ye yakışan budur. Anadille eğitim parçalanmaya, bölünmeye sebep olmaz, aksine halklar arasında karşılıklı güveni sağlayacağı için birlik ve beraberliği pekiştirir, ülkenin kısa sürede hızla büyümesini sağlar, layık olduğu uygarlık zirvesine taşır. 

 

Hicbir gerekcenin arkasına sığınmadan Türkiye’de yasayan halkların anadiliyle eğitim hakki anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Türkiye’yi seven, Türkiye’nin çağdaşlaşmasını isteyen, demokrat olan, bilime inanan, insan haklarını ve eşitliği savunan herkes bu konuda üzerine düşeni yapmak zorundadır. Susmak kabullenmektir. Susmak aydına yakışmaz, aydın susarsa, doğruları söylemezse bozuk düzen daha da bozulur, dünya rayından çıkar. Çocuklarımıza, torunlarımıza karşı mahcup olmak istemiyorsak bu konuda sesimizi yükseltmeliyiz.

 

BEBEĞİM

 

Mahçubum sana karşı bebeğim

Coğrafyamı bombalardan

Ülkemi yağmalardan

Halkımı horlamalarda

Koruyamadım

Benliğimi kimliğimi savunamadım

Öğretemedim sana

Dilini tarihini

Öğretemedim sana

kültürünü uygarlığını

Af et bebeğim beni af et

 

Seni soysuzlaştırdım

Yoksullaştırdım

Uşak oldun başkalarına

Maşa oldun elini yaktın

Eller yedi sen baktın

Af et bebeğim beni af et

Ormanını dağlarını

Bahçelerini bağlarını

Ölülerini sağlarını koruyamadım

Af et bebeğim beni af et

 

Sularını petrolunu

Bakırını demir kömürünü

Zenginliklerini koruyamadım

Koruyamadım bebeğim

Güzelliklerini koruyamadım

Af et bebeğim beni af et

 

 

İsmail Cömertoğlu

ilgili makaleler

Yorum yap