Şu ana kadar 2.113 defa okundu

Elbistan Bölgesinde Sulama Barajları ve Yaşanacak Sorunlar

ibrahim_demir

Bölgemiz Elbistan’da yapılacak barajlarla ilgili sağlıklı bilgiye sahip olmayan toplumumuzun çoğunluğu, ayrıca bazı fikir sahibi olan kesimlerinse bir kısmı bilgi sahibi olmadıkları bir süreci yaşıyor. İster yurt içinde, ister yurt dışında olsun, bu konuda olumlu, olumsuz çok şey söylenmekte, yazılmakta ve açıklamalar yapılmaktadır.Baraj inşaatına karşı olmak ya da olmamak ne getirir, ne götürür, karşı olmakla engellenebilir mi! Ya da susmak mı, onaylamak mı doğru? Bu karmaşıklık henüz netleşmiş değil. Ben, kendi imkânlarım ve bilgim dâhilinde konu hakkında, yaşananlar ve konunun iç yüzünü bildiğim kadarıyla halkıma anlatayım. Bir sonraki yazımda neler yapılabilinir, yapılmalıdır; doğru gördüğüm nelerdir, onu yazacağım.12 Eylül 1980 Askeri darbeden sonra, özellikle siyasi anlayışın ürünü olan bu Kemalist, ittihatçı ve tekçi mantığı kabul etmeyen, genelde ilerici demokrat‚ özelde Kürt Alevi kesimlerin yaşadığı köyleri boşaltmak, demografik yapıyı değiştirme anlayışın sonucudur bu baraj projeleri. Baraj planlarının elbette bir olumlu yanları da mevcuttur. Darbeden hemen sonra Devlet Planlama Teşkilatı’na verilen talimat gereği, farklı düşünen ve ilerde sorun olarak görülecek kesimlere karşı hazırlanan projelerin etüt hazırlık çalışmaları, Türkiye genelinde ve özellikle Kürt Kürdistan ve Karadeniz veya etnik dini farklılıkların olduğu ve geçmiş tarihi çelişkilerin yaşandığı yerler, öncelikli olarak seçilmiş, 1984′te çalışmalara bu mantıkla başlanmıştır. Söğütlü ve Hasanalili barajının 1992 yılında proje ayrıntıları tamamlanmıştır. 1984 yılında planlanan ve etütleri yapılan Söğütlü ve Hasanalili barajı da sondaj çalışlaşmaları 2013 yılında yapılmış olup ihalesi ve istimlak süreci tamamlanınca inşaatına 2015 yılında başlanacaktır. 2020 yılında bu barajları ve sulama kanalların bitirilmesi planlanmış ve 3 köy tamamen -bazı mezralar kısmen- sular altında kalacaktır.

Hasanalili ve Söğütlü barajı 1983 yılında esasında hazırlanan plana göre tek baraj olarak düşünülmüş, baraj yeri olarak Söğütlü Suyu ve Hasanalili deresinin birleştiği Karahasan Köyü’nün alt tarafı olan Kantarma Köyü ile Karahasan Köyü arasında bulunan boğaza yapılması düşünülmüştür. Proje buna göre idi. Ancak mevcut siyasi anlayış, Karahasan Köyü’nün sular altında kalmasına gönlü razı değildi. 1980 ortalarında ANAP hükümeti döneminde sağ ve MHP’li Kahramanmaraş Milletvekillerin çabası ile Söğütlü barajına, Hasanalili barajı eklenerek barajın esas yeri değiştirilip, bir adet olan baraj projesini iki baraja dönüştürerek, Karahasan uşağı köyü ve arazilerinin sular altında kalması önlenmiştir. Söğütlü barajı köyün bin beş yüz metre yukarısına, Hasanalili barajı da yaklaşık 3 km soluna alınarak Karahasan uşağı köyü ve arazileri korunmuş oldu. Tabi ki bu değişiklikler iş olsun diye yapılmadı; bu değişikliklerin yapılması siyasi bir amacın sonucuydu. 1984/1989 yılarında ben, Karakaya Barajı inşasında saha imalat ve montaj genel formeni olarak çalışırken, DSİ XV bölge müdürlüğünde Türkiye genelinde yapılacak sulama barajı ve hidroelektrik santrallerin genel taslak projeleri mevcuttu ve bu projelerin birçoğunu incelemiş üzerinde kafa yormuştum. Bundan dolayı daha sonra imkânlarım dâhilinde basına yansıyan kısmı ile bu projeleri takip eder, ulaşabildiğim bilgileri yazılı olarak alır bu bilgilere sahip olmaya çalışırdım. Bu bilgilerin bir kısmını sizlerle paylaşayım.
“Kahraman Maraş Milletvekili Hasan Dikici’nin 14/ 02/1992 yılında T.C.TBMM’sine vermiş olduğu soru önergesine karşılık, dönemin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği tarafından yazılı olarak, 02/03/1992 tarihinde cevap verilmiştir.
Sayı; B.09,0.BHİ.0.00.25 / 2-A / 612: Konu: Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikicinin soru önergesi.”
Ayrıca Yine Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, 01/12/ 2011 tarihinde Orman ve Su İşleri Bakanlığına verdiği soru önergesi, BAKAN Veysel Eroğlu tarafından yazılı cevaplanmış, yapılan yatırım ve planlamalar hakkında yazılı belge sunmuştur. Ayrıca 03.01.2012 Tarihinde Kahramanmaraş Milletvekili Durdu ÖZPOLAT’IN soru önergesine, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından yazılı olarak verilen cevaplarda, barajların durumu hakkında yazılı bilgi verilmiştir.
Adı geçen belgeler bende bulunmaktadır. Bilgi edinmek isteyenlere gönderebilirim.
1992 yılında Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın resmi yazısında Söğütlü Barajı 57.m yükseklikte kaya ve toprak dolgu olarak, Hasanalili Barajı da 72.m yükseklikte kaya toprak ve dolgu olacağını, her iki barajın Elbistan Ovası’nı sulama amaçlı inşa edileceği kararı verilmiştir. Elbistan Söğütlü, Hurman Suyu üzerinde 5 adet baraj yapılmasına karar verilmiş. Bu barajlardan Adatepe, Karakuz tamamlanmış durumda. Geriye kalan 3 barajdan Kavaktepe, Söğütlü ve Hasanalili barajları da ihale aşamasındalar. Alt yapı, etüt ve sondaj çalışmaları bitirilmiş, bu barajlar inşa ihalesi yapılarak 2015 yılında inşaatına başlanacağı ve 2020 yılında bitirileceği bilinmektedir.
Hasanalili ve Söğütlü Barajı;
Hasanalili ve Söğütlü Barajını 12 Eylül 1980 askeri cunta ve Kenan Evren’in planladığı bir gerçektir. Adı geçen dönemde planlanmış ve bu alanda ikamet eden köylerin ilerici Kürt ve Alevi olmaları Kenan Evren ve onun gibi egemen mantığın kendilerine karşıt gördükleri kesimleri cezalandırma planlarından kaynaklanıyor. Bugün geriye dönüşü oldukça zor olan bu planlar devlete mal olmuştur. Mali bütçe fizibilitesi çalışmaları ve planların uygulanması günümüzün iktidarlarına devredilmiştir.
Elbette toplumların kalkınmasında toprağın verimli hale getirilmesi Elbistan Ovası’nın ürün kalitesi, verimin artırılması, sulama ve modern tarımla mümkündür. Ancak bir tarafta Termik Santralin kanseroloji üreten asbestli kükürtlü kömür tozu ve kül tozu ile insanlar zehirlenirken, Termik Santrali için çıkarılan kömürlerin ve toprak altında henüz çıkarılamayan işçilerin cesetleri dururken, sanayi de yeterli önlemi almayan, almak istemeyen zihniyet, toprakların bir kısmını sulamak isterken demografik yapının değiştirilmesi insanların yerinden yurdundan edilmesi elbette basite alınmamalı. Söğütlü ve Hasanalili Barajı yapılıp su toplanmaya başladığında Hasanalili Köyü tamamen, Tapkırankale ve Tosun Köyü doğası ve tarihi ile birlikte tamamen sular altında kalacaktır.
Köylü yaşamı sadece çiftçilik ve bir meslek değildir, bir yaşam tarzıdır. Doğayı sevmek ve sahiplenmektir. Toprağını sevmeyenden yurtsever olması beklenemez. Tarlaya patates ekersin, bir köşesine günlük ihtiyaçlarını karşılayacak sebze dikersin, meyve ağaçları, tavuk, koyun, keçi, arıcılık besicilik derken taşına, havasına toprağına sadık kalarak yaşamını sürdürebilir köylü insanımız.
Ancak egemen mantık ve planlar hiçte öyle demiyor. Her bir insanın doğduğu, yaşadığı bir karış toprağında, her taşında sayısız anıları vardır. Santim santim yükselecek sular, evleri ve arazileri yutmaktan çok, insanların yaşamından kıymetli anılarını tarihini birer birer parçalar alır ve yutar. Baraj suları altında kalan köylüler de bu duyguları yaşayan insanlarla dolu. Toprağından, yaşamından koparılan her insan hemen her gün eski köyünün anıları ile yaşar çaresizce. Baktıkları sulara karşı birbirlerine anılarını anlatırlar. Yıllarca oturdukları evleri, babadan, dededen kalan taş duvarları zor koşullarda ve kazma kürekle imar edilen karasabanla sürülen ve santim santim bütünleştiği topraklarını, meyve ağaçlarını ne zaman su yutmaya başlayınca, içlerine bir telaş düşer.
Az ötesinde su altında kalan evlerle ilgili yorumlar, anılar tazelenir tekrar dimağlarda. Çocukluk yıllarına uzanır ilk başlangıç. Bahçesindeki oyunlardan, evdeki misafirlik anılarına, evin oğlunun askere uğurlanışı, kızının ağıtlarla gelin gidişi, doğan evlatları, kaldırdıkları cenazeleri bir bir gözlerinin önünde bir film şeridi gibi geçerken, sevincini, acısını hatırladıkça, bir suskunluk ve sükûn çöker insanların yüzüne. Bir ses bozar suskunluğu. “Aha şurası da bizim mezarlığımızdı, şura ziyaret idi” kurbanlar keserdik. Dedelerimizin mezarlarını ziyaret eder, vecibelerimizi yerine getirirdik. Şu masmavi suyla kaplı olan yerin dibinde bahçelerimiz kocaman söğüt ve kavak ağaçlarının altında az mı davullu, zurnalı düğünlerde halay çektik! Sular yükseldikçe, üzüntünün derinliği artar. Çaresizliğin üzüntüsü dile vurup, sularında dans eden yakamozlara doğru süzülüp kaybolur. Gençlerin hüznü, yaşlılardan daha farklı. Onlar dedelerinin kaybolan anılarına, dedeleri ise kendi anılarına üzülür.
Hasanalili Köyü ve Tapkırankale, Tosun Köyü tarihinde pek çok acının, neşenin anıları ile dolu. Baharda karların erimesi ile suyun coşarak akıp geçtiği efsaneye dönüşür Hasanalili Deresi ve Söğütlü Deresi’nde. Ancak gönül vazgeçmiyor, boşaltılacak köylerde hâlen hayat devam ediyor. Suyun altında kalmayacak yerler, yeni yurt olmaya yeterli mi, değil mi? Ama imar devam ediyor. Suya inat bir hayat sürüyor şu günlerde. Hiç değilse su yutana kadar terk etmeyeceğini söyleyenler, yaşanacakları henüz ciddiye almayanların ve farkında olmayanların sayısı oldukça çok fazla. Kaşlarını çatarak baktıkları geçmişine, sanki gizli bir hırsları var. Hâlbuki az kişi biliyordu bu işin baştan beri böyle sonlanacağını. Ama toplumun çoğunluğunun bilgisizliği, sahipsizliğine söz geçirmek öyle kolay değil.
Düşmanlık değil bilenlerin kaygıları ve tepkileri, ‘‘Tarifsiz bir sitem.‘‘ Yıllarca köylerinde hayatlarını sürdürmüş neşe, keder ve acı çekmiş köyleri. Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin başında üçüncü defa köyleri yakılmışsa da inadına topraklarını terk etmeyen Hasanalililer, adı isyancıya, asi Kürt, Kızılbaş olmuş, onlar için. Asiliğini severek büyümüş, baskılar ve yoksulluktan köyünü terk edip giden de ‘‘Hasanaliliyim” diyerek geçmişi ve ataları ile gurur duyarak kendini tanımış.
Hâlbuki göç edip kıtadan kıtaya gitmek onların ruhlarında var. Tüm bunlara rağmen kasvetli öfkeli gibiler, öyle değil diyene anlatamazsın gerçeği ama köyün hüznü onlara da yansımış, yıllar geçtikçe bu duyguları da tarih silip alacak insanların gönlünden. Ama derin sosyolojik izler bırakarak uzun bir süre acılarını yaşayacak aklı erenlerin. Madalyonun iki yüzü var. Kimileri belki deniz geldi diyerek suya hasretini dindirip, hafta sonunu baraj gölü kenarında geçirmekten haz duyacak, kimisi Hasanalili Köyün tarihinin, hayallerinin katili olarak görecek barajı. Hasanalili Deresi’nde, Örme Deresi’nde, Söğüt çayında, baharda elle yakaladığı alabalıkları yerine, belki baraj gölünde file, serpme ile başka balık cinsi yakalayacak, ama aynı tadı aynı zevki alamayacak.
Barajın olumsuz ve olumlu yanları elbette vardır. Bir ülkenin kalkınmasına modern bir şekilde tarıma elverişli alanların sulanmasına, aklıselim kimse hayır demez. Önemli olan mağduriyetin önlenmesi minimal seviyeye düşürülmesidir. Adaletli bir tutum gelecek yaşamın planlarının yapılmasıyla ve bunu talep edecek bilince, bilgiye sahip insanlar olmaktır. Acıları azaltacak tek çare, sular altında kalacak insanların anıları, tarihi ve bu insanların geleceğinin planlanması ve mağdur edilmemesidir.
Bu barajlarla su altında kalacak arazi sahiplerini memnun etmek. Devletin ve idari kurumların görevi insanların geleceğini karartmamaktır.
Baraj altında kalacak arazilerin değerleri sadece eder üzerinde değil, yüzyıllardır emek, uyum ve geleceklerinin daha iyi olabilmesi için maneviyatın dikkate alınarak, maddi karşılığının tespit edilmesidir. Sular altında kalan ve su altında kalmayıp değer kaybeden arazilerin ve yararlanılan alanlar dikkate alınmadan sadece su altında kalacak birkaç dönüm tarla bedelinin ödenmesi ve bunun kabulü halinde Hasanalili,Tapkırankale Köyü,Tosun Köyü insanlarımızın geleceklerine yapılacak en büyük bir zulüm olur. İnsanlarımızın geleceğe ve yaşanan sorunların olumsuzluklarına karşı en asgari kayıpla, nasıl birlikte başarırız, hangi yol ve yöntemle, hangi hukuksal bir anlayışla hareket etmeliyiz. Bu güne kadar hep uyuyanlar birden cin çarpmış gibi uyanırken, tarihi geçmişlerini hafızalarını yoklamadan “neler yapmadık, neden farkında olamadık” hay huyların zamanı çoktan geçmiştir.
Tabi ki bu barajlar vesilesiyle rant peşinde olacak olanlar, köylülerimizin bir avuç topraklarını ucuza kapatmak isteyenler, bilgisizlikleri sonucu kandırılanlar olacaktır. İstimlak döneminde bilir kişiler, müteahhit firmanın kâr hırsları hep kaygı verici ihtimallerdir. Eğer mantıklı hukuki geleceğe yönelik birlikte bir anlayış egemen kılınmaz ve sağlıklı bir tutum içinde olunmazsa, köylülerimizin kayıpları, acıları sular yükseldikten sonra zuhur edecektir. Bir sonraki yazımda, köylülerimizin su altında kalan arazileri için insanlarımız ne yapmalı? Konusuna değineceğim.
Saygılarımla.
10. 12. 2013

İbrahim Demir

Kaynak :  http://www.nurhakisigi.com/?p=3285

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın