Şu ana kadar 2.291 defa okundu

ELBİSTANA BAĞLI HASANALİ VE SÖĞÜTLÜ BARAJI

Hasanalili ve Söğütlü Barajı yapılan planlama ve sondaj çalışmasından sonra 2015 yılında inşaatına başlanacağı kesinleşmiş durumdadır. (şayet mevcut iktidar değişmezse)Daha önceki yazımda bugüne kadar yaşanan süreci yazmıştım. Bu yazımda bundan sonra yaşanacak ve alınması gereken tedbirler hakkında fikrimi belirteyim.

Bu her iki barajın zemin sondajı 2013 yılında bitmiş ve herhangi engelleyici neden bulunamamıştır, her iki barajın inşaat ihalesi ve ÇED raporu bu sene içinde yetkili Kurumlar tarafından yapılması hesaplanmaktadır. ÇED raporu alındıktan sonra, inşaat ihalesi gerekli olur, kamulaştırma işlemleri yapılır ve inşaata başlanır.

Kamulaştırma çalışması ve arazi bedelinin Belirlenmesi,
İstimlak çalışmaları İlçe İdare Kurulları, İl Daimi Encümenleri ve İl İdare Kurulları Kararları, Milli Emlak Müdürlüğü, Özel İdare, Tapu ve Kadastro Devlet Su İşleri (DSİ) olarak ortaklaşa oluşturacakları komisyon aracılığıyla yürütürler, bu komisyona istimlak altında kalacak köyün muhtarı da dâhil edilir. İstimlak bedellerine itiraz edilirse, hukuki dava açılması halinde mahkemece yeni bir komisyon belirlenebilir, su altında kalacak arazi niteliğindeki taşınmazlara ekilebilen ürün gelirine göre değer biçilir. İstimlak bedeli asgari ve azami fiyat olarak belirlenir. Arazi sahipleri istimlakle, bir malın keyfi satışını karıştırmamalı, bundan dolayı değeri maddi ve manevi olarak düşünmeli.
Örneğin sulu ve susuz araziler aynı değerlendirilmez. Toprak altı ekimle, toprak üstü ekim aynı değerde görülmez. Bahçe meyveli ağaçla meyvesiz ağaç aynı değerlere tabi tutulmaz. Sular altında kalacak arazilerin ve yerleşim alanı dışındaki arazilerde değer kaybına uğrayacağından, istimlak alanı dışında kalan tapulu alanlar içinde değer kaybından dolayı bir bedel isteme hakkına sahiptir köylüler. Baraj gölü altında kalacak arazilerin üzerinde bulunan orman bitkisi sayılacak söğüt, kavak, alıç, yabani armut ve diğer çeşitler değerlendirmede kıymet olarak pek dikkate alınmayabilinir. İlan çıkmadan önce istimlak girmeden değer tespiti yapılmadan önce, arazi üzerindeki iyileştirme, ağaçlandırma gibi imar edilen arazilerin maddi değerini artıracaktır. Ancak kamulaştırma ilanından sonra arazi üzerinde yapılacak imar dikim ağaçlandırma toprağın değerini artırmaz. İstimlak edilecek arazinin istimlak döneminde mülkiyet sahiplerin sadece su altında kalan arazilerini değil, geçmiş tarihsel süreçte verdikleri emeği, anılarını ve manevi değerini de düşünmeleri gerekir. Şehirde bir arsa ya da bir yapı ile köylü toplumun yaşamını sağlayan sadece kendisine ait olan evi ve tarlası değildir. Kullanım alanını yararlandığı merası, otlakıyesi, doğadaki bitki sulak alanları, hayvancılık için gerekli olan çayırları -hazinenin dahi olsa- yararlandığı tüm alanlar olmadan köy yaşamı sadece tarlasından ve evinden ibaret değildir. Dolayısıyla Hasanalili barajı inşa olunca sadece 1200 dönüm tapulu tarlasını, bahçesini değil, Hasanalili köyü yaşayanları tarihini, yaşamını, geçmişi ile bağını, maneviyatının büyük bir kısmını yitirmiş olacaktır.

Devlet eliyle kentsel veya kırsal iskân talebinde bulunmak
Türkiye genelinde birçok kurum ve organizasyon tarafından yapılan istatistikler göstermektedir ki, yerinden, yurdundan göç ettirilen insanlar birçok sosyal, kültürel ve sosyo-ekonomik ve psikolojik sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bugüne kadarki uygulamaların çoğunda köylülerin yeni yerleşim alanları tam olarak planlaması yapılmadan istedikleri alanlara yerleştirilmediğinden yeni yerleşim yerlerinden memnun kalmadıkları, bir takım uyum sorunları yaşadıkları ve gelir düzeylerinin düşebildiği görülmektedir. Bundan dolayı yeni yerleşim alanlarının bölgenin uzağında olmaması önemlidir. Birçok kamulaştırma bedelini alanların büyük bir bölümü az topraklı kırsal köylü, aldıkları cüzi paraları yatırıma dönüştüremediklerinden daha da yoksullaşmışlardır. Ayrıca alınan kamulaştırma bedellerinin yeterli görülmemesinin sonucu olarak ‘‘tezyidi bedel‘‘ (Bedel artırımı) davaları ile yüz yüze kalınmaktadır. Kamulaştırma bedelini alanların temel sorunları ekonomik iken, devlet eliyle yerleştirilmeye tabi tutulanların temel sorunu çevre ile uyum olduğu saptanmıştır. Yeniden yerleştirmeye konu olan kişilerin % 70’i yerleştirmenin topluca olmasını istemektedirler. Topraksızlar ve küçük topraklılar arasında devlet eliyle iskân edilme isteği ağırlık taşımaktadır. “Çevreye uyum, çevreyle çatışma” önemli bir toplumsal sorun olarak yeniden yerleştirilmeyi bekleyen kişilerde önemli bir endişe kaynağıdır. Daha önce iskâna tabi tutulanlardan devletçe yerleştirilenlerin % 67’si, kamulaştırma bedelini alanların % 89’u eskiden yaşadıkları yere geri dönmüş ya da bu istemdedir. Yerlerinden ayrılmak durumunda kalanların yeni yerleşecekleri yerler için taleplerin çok büyük oranda “bölge içi” yerlerdir. Köylü yaşamında tarım ve hayvancılık ve malcılıkla yaşamını ikame etmiş belli bir alışkanlığı yaşam tarzı haline getirmiş olan insanlarımızın köklerinden koparılması ruhsal birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Köylülerin idari makamlardan istemesi gereken maddi, teşvik ve bilgilendirme planlama yapılarak insanların geleceklerine güvenle bakmaları sağlanmalıdır. Katılımcı yaşam için sorunlarını azaltabilmeleri için üç temel evre göz önünde bulundurulmalı
(1) araştırma-tanıma,
(2) problem tanımlama,
(3) planlama.
Katılımcı süreçlerde esas amaç, alınacak kararlarda halkın etkin katılımı sağlanmadan yeni yerleşim alanlarında sorunlar kendini dışa vuracaktır. Toprakları, tarihi geçmişi, anıları, doğup büyüdükleri, acılarını ve mutlu günlerini yaşadıkları, hayal ve rüyalarını gördükleri mekânlarının su altında kalması insanoğlu için kolay kabul edilir unutulur bir olgu değildir. Yerleşimleri kısmen veya tamamen baraj gölü havzasında kalacak hanelerin, taşınmaz malların kamulaştırılması, yeniden yerleştirme ve istihdam sorunlarının çözümüne yönelik idari kurumlarca hazırlanacak eylem planında, köylülerin mutlaka söz ve karar sahibi olması, bu konuda yeterli bilgi ve araştırma yaparak, kendi gelecekleri hakkında doğru karar vermeleri gözetilmesi gereken esaslardır. Yeni yerleşim yerlerinde yapılacak her türlü uygulamanın kalıcı ya da sürdürülebilir olmasında göç etmek zorunda bırakılan toplulukların kendine yeterli kendi sorunlarını çözebilir hale gelmeleri için, istihdam yaratma süreçlerinde hedef kitlenin sosyal, ekonomik ve kültürel yönlerden tanınması, üretim becerileri ve genel eğilimlerinin dikkate alınması, uygulamalarda başta insan kaynakları olmak üzere tüm kaynakların etkin bir biçimde kullanılması, yeniden yerleştirmenin mümkün olduğunca aynı yöre ya da bölge içinde istenmelidir. İstimlak esnasında ‚‘‘Hazırlanacak ilk bilirkişi raporlarında‘‘ arazilerinin değerlerine dikkat edilmesi ve mümkün oldukça sadece arazinin değeri değil, yüzyıllardır verilen emek ve bu topraklar üzerinde yaşadığı ve bıraktığı anılarının bedeli ve tarihidir. İstimlak bedellerinin belirlemesinde bilirkişilerin, köy muhtarı ve ihtiyar heyetinin onayı önem arz etmektedir. Değişik bölgelerde birçok istimlak uygulamalarında ‘‘örneğin 2 bin ile 4 bin lira arasında bedel biçildiği halde itiraz sonucu hazırlanan ikinci bilirkişi raporlarında bu bedel 19 bin ile 27 bin lira arasındaki rakamlara yükseldiği gerçektir‘‘
Sorun bölgeye baraj yapılmasına karşı olmak veya olmamaktan ziyade, arazilerin gerçek değerleri üzerinden istimlak edilmesini sağlamak ve bu insanların geleceğinin planlanması olmalıdır. Bu nedenle hazırlanacak bilirkişi raporuna önemle dikkat edilmesi gerekmektedir. İstimlak esnasında yazılı olmayan bir beyanat, vaat kayıt altına alınmayan hiçbir sözlü beyanat geçerli olmayacağından buna dikkat edilmesi gerekmektedir. İnşaat firması ve müteahhittin sözlü beyanları yazılı olmadıkça inandırıcı olmayacaktır, güvenilir de değildir. Özellikle baraj inşaat alanı ve temel atılacak alanına ilk istimlak edilecek en yakın arazinin bedelleri düşük bir fiyatla istimlak edilirse, bu emsal olarak dikkate alınacağından geriye kalan araziler ve su toplanmaya başladıktan sonra istimlak edilmeyen bedeli ödenmeyen arazi sahipleri birçok zorluklarla ve düşük fiyatlarla arazilerini kaybetmeyle yüz yüze kalacaklardır.
Şu gerçeğin altını çizmekte yarar var; birey olarak insanların yerinden yurdundan edilmesine, yaşanmış bir tarihi ve doğal dengenin bozulmasına elbette karşıyım.
Peki neler yapıldı neler yapılabilinir!
Toplumuzun içinde bulunduğu durum birçok yönleriyle irdelendiğinde, bu konudaki bilgisizliği ve duyarsızlığı bugüne kadar hiç bir çabanın verilmemiş olması, devletin yıllardır planlamasının olduğu halde sıra uygulamaya gelmiş, bu aşamada sadece bir imza kampanyası ve itiraz dilekçeleri ile engellenebileceğini ne hukuki ne de siyasi açıdan başarılı olacağını sanmıyorum.
Ne bu konuda ne de başka birçok sosyal sorunda toplumsal duyarlılığın ve bilincin eksikliği sonucu 10 yılı aşkındır uygulamada olan bir baraj projesinde yeni haberdar olunuyorsa, engelleme potansiyelinin ve becerenin de zayıf olduğu anlaşılırdır. Evinde ya da bazı mekânlarda mangalda kül bırakmamakla sorunlar hâl olmuyor, halletme gücü ve bilgimiz olmadan havanda su dövmek bize bir şey kazandırmayacak. Bir sonraki değerlendirmemde Söğütlü Barajı ve farklı yönlerini ele alacağım.
Sevgilerle.

İbrahim DEMİR
30.01.2014 – İsviçre

Kaynak; http://www.nurhakisigi.com/?p=3522

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın