Şu ana kadar 4.072 defa okundu

TAVKİRARLILAR TARİHİ VE KÜLTÜRÜ ADLI ESER HAKKINDA

 

Tavkirarlılar Tarihi ve Kültürü adlı eserden bahsetmeden
önce yazarlarımız Hüseyin Mirza Karagöz ve Ali Karagöz’e başarılara dileklerimi ve kitabin devamını beklediğimin bilinmesini isterim. Bir ilk olarak yazarlarımız önemli bir eser çıkardıkları ve bu eserden en az dört eserin oluşacağı kanaatindeyim. Bunun için halkımızın gereksiz yere yazarları suçlamak gibi bir niyeti olmasın. Kitap çıktığında elime geç ulaştı ama tek tek sayfalarını inceleyerek inanki elekten süzdüre, süzdüre okuduğum, bazı bölümlerinde içime hüzün dolu duygular doldu, köyümle gurur doyuyorum.


Çünkü günümüze kadar yüz yıllardır ordan oraya sürüklenen halkımızın o kadar yazılmamış anıları vardır ki acısıyla, tatlısıyla, fakat insan bazen düşünmüyor değil, neden bu güne kadar birileri çıkıpta kaleme almamış ve o kadar anılar heba olmuş. Geçmiş anılarımıza bakıp çok üzülerek okudum.
Bir de NURHAK DAĞIN KUĞUK KUŞU adlı roman yöre deyimleri ve anılarla dolu bir hazine buldum. Bir ilk şahane hikayelerle dolu. Atalarımızın anlatıkları hikayeler kaleme alınınca çocuklarımıza bir miras bırakılmış oluyor.
Aydın insanlarında böyle düşüneceğinden eminim. Evet tavkirar tarihi ve kültürü, Herkesin dört gözle beklediği bir öyküydü ve geldi, Okuyan okudu, yorum yapan yaptı, bunu istemeyende oldu, okumadan yorum yapanda hayli çok sayıdada vardı.
İnanki eline kitabı almadan kitabın içindekilerini görmeden, ve kitapta yazılmayan konuları tartışıp karşı çıkanda olmuştu.
Halkımızın okumaya hevesli bir toplum olmadığından ötürü kulaktan kulağa duyulan sözlere çok dikat ederek işe başlamak zorunluğu vardır sanırım, okuyanda anlamak için okumayıp kitabı okumak için okuma hevesine kapılmaktadır, Buda gözle görülen mantıksız bir kültüre sahip diyebiliriz,
Bazı abilerimizde kitabı anlıyarak okumuş eminim, ama sıra köy ağasına gelince akrabacılık fikriyle çok sayıdan sözler niteliğinde sarf etmiş bulunmaktadır. Halbuki dedelerimiz ile gurur duymalıyız, her ne yaptılar ise kendi ayakların üstünde durmalarının gerektiğini, ve ailelerinin geçimi içindir bütün çabaları diye inanıyorum.


Kitapta yüksel ve şahindallılar kabileleri eksik bir araştırmadan dolayı olması gereken gibi yazılmamış, gelen eksikliği yazılmış, yüksel ve şahindal kabileleri bir babadan gelen 2 oğuldan ayrılmış 2 kabiledir aslında, kitapta karşılaştığı kendi düşüncelerinde gördükleri yorumlar ters ola bilir, herkesin fikri ve düşünceleri ayrıdır, ramo ağa nın koyun surusu sahibi olması yanlış, yada yada onu .oban olarak okuyup yorum yapılırsa yanlışı ordadır. Ramo ağa bir yurt sever, hayır sever, fakir duyuran işsize iş veren, evsize el uzatıp ev yapan, yardım sever bir ağa olarak tanıtmaması biraz abes olmuş diye düşünmektedir. Unların hepsı ramo ağada varmıydı, yoksa onu yükselterek bunları zorunlumu yorum olarakmi yazmış bizim yorumcular.


Ramo ağa sürü alımsatımda ünlü bir ağaydı işi gereği tuccarlık yapardı bunu herkes bilir. Ramo ağa normal köy ağası değildi, Bizim doğu yöreden bulunan bir deyiş giyim gibi, kimin parası, kimin işi çoksa ona ağa diye hitab edilir. Ekonomiksel durumu biraz farklılaştığı için kendisine ağa denilirdi. Normalinde Ağa kabilesi m,ali ağa (mılkiağe) lakabıyla bilinen tosun kabilesinin başını çeken Mehmet, Ali tosundu. Bunada sanırım kimse itraz etmeyecek.
Evet Ramo ağa ve Yüksel kabilesi demiştik. İki kabilenin yaşam geçimi için, bir birbirlerinden ayrılmaları gerekiyordu, çünkü git gide genişlenen kabile vardı. bu iki kabile daha fazla geniş bir kabile haline geldiğinde.

Kabilenin önde gelen sözü geçen büyükleri oturup ayrılmak için karar verirler. Ayrılma şu şekil oluyor. Yüksel kabilesine toprak verilmek üzere, şahindal kabilesine ise hayvan sürüsu veriliyor. Ve iki kabilede gönülden gelen hoşnuk la payına düşen ile razı olup herkes kendi kabilesine sahip çıkıp yaşamlarına devam ederler.
Şahindal´ların elindeki topraklar ancak evleri yapılan yer ve bir kaç meyve ağacı dikili yer düşüyor. Diğer topraklar hep Yüksel kabilesine düşüyor, toprakların fazla elverişli olmamayışından dolayı kimi zaman borçlarına karşılık tarlaları veriyorlar, kimi zaman evlenip kadınların veya gelinin başlık parasının yerinde tarla olarak verilmiş. Tosun köyünden mezarliğın altına (bıni ışkavteye)kadar o dadoların elindeki arazinin hepsini borç yerine verilmiş.

Ramo ağada kendi sürüsünü değerlendirerek çoğaltmış kendine kazanç yapmış bundan ne varki. Kitapta ramo ağa sürüsünün çobanıydı. Bu cümleleri nerde okumuşlar hangi sayfada yazıyor? Neden karşı geldiğini anlamış değilim. yardım severmiydi hayır onuda duymadım. Yanlız işlerin çok olduğundan dolayı birde parasal durumu hükmederek ağalığı para durumundan dolayı olduğu bilinir.

Eyri oturup doğru konuşmak gerekiyorsa, göze gözüken köy halkını kadın olsun, gerekse erkek olsun. Hemen çağırıp kendi işlerini yapmayla veya yaptırmayla hayır severlik olunmuyor maalesef. Karın tokluğuyla kendi işini yaptırıyordu. Buda herkesin hala zoruna gidiyor.

iBrahim. şahindal kardeşimiz neden buna karşı geldiğini hala düşünemiyorum. Sonunda bu bir araştırma kitabıdır. Benim dedem ne yaptıysa ben onun yaptıklarıyla gurur duyuyorum, çünkü kötü birşey yaptığına inanmıyorum sadece kendi ailesinin geçim kaynağını iyi yapmıştır.

Yöremiz halkı politik yönüyle biraz karışık olduğundan dolayı, okuma yazma hevesi olsa bile köylerde okul yoktu, eğitimci verilmezdi, okumayınca ya çoban yada davulcu olması gereken ne varsa ailesinin geçim kaynağını, ve onları yaşatması gerekirdi.

ibrahim abimiz, İsmail cömertoğlu nun düşüncesini kaleme aldığından dolayı yine köpürmüş, neymiş onlar kovaladı biz kaçtık, yane devlet kovalamış dedelerimiz kaçmış manasına çok sinirlenmiş, dedelerimizi devlet kovmadı nerden çıkarıyorsunuz, düşüncesiyle yola çıkıyor,
Aslında bu deyime isim vermemde yersiz oluyor, hangisini söylemek gerekiyor, çoğumuz öyle düşünmekteyiz. Devlet nerde bizi kovalıyorki biz kaçıyoruz, bu bir siyasi, ve politik deyimidir. Tamam kimse bizi kovmuyor ama dağımızı, yaylamızı yasaklıyor ve köyümüzü yaylaya çıkmasını yasaklıyor,

 

Tarlalarımızı ekip biçmesini yasaklıyor. Peki bu tüm yasaklara göre orda ne yapmalıydı halk, hayvan ve tarım yasaklanınca mecburi bir yerlere göç başlamaktadır gerçek budur.

 

Aslında bu gibi konuları ve düşünceleri çok yoğun çatışarak tartışıyoruz, işimize geleni doğru, işimize gelmeyeni yanlış anlayıp eyri konuşuyoruz, eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, 1990 larda bizim tavkırar yaylası her baharda olduğu gibi hem küçük baş, hem büyük baş hayvanlar´la şenlenmezmiydi.

 

Yayla zamanı geldiğinde her ovada 5 -10 ev bulunur kılçadırlar açılmazmıydı, tavkırar köyü bugüne kadar geçimini tarlasından hayvanında sağlıyordu.
Hepimizin avrupada ne işi vardı, işte bunu anlayamıyoruz bazılarımız, yerinden yurdunda edilip dünyaya savruluyoruz ve buna göz yumarak devletmi seni kovmuş sen kendin mi göç ettin diyenler, biraz daha düşünerek bu kelimeleri, bu düşünceleri sarf etmemeleri lazım.
Bence yazarlarımız manalı bir eser çıkarmıştır, hepimiz bundan faydalanarak tarihimizden ne olup bitiğini yarın çocuklarımız dedeleri nin ve köyünün nerden nereye geldiklerini rahatlıkla anlatılır ve onlarda kendi çocuklarına anlatacak bilgi sahibi oldu. Tarihimize sahip cıkalım

Hasan yüksel

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın