Ayıp denen bir şey var!

Cam grevinin hemen ardından Çayırhan ve Çöllolar maden grevleri de Bakanlar Kurulu tarafından “Milli güvenliği tehdit ettiği” gerekçesiyle durduruldu. AKP Hükümeti birkaç hafta arayla verdiği bu kararlar, grev yasağının artık bir sistematik politikaya dönüştüğünü açıkça ortaya koyuyor. 8 bine yakın işçinin grev hakkı, 1 aydan daha kısa bir süre içinde, kelimenin tam anlamıyla Hükümet tarafından gasbedildi.
Yürütmenin bu “tutarlı” tavrına karşılık “ileri yargı” ise aynı tutarlılığı muhafaza edemiyor. Danıştay, cam grevinde daha önce verdiği kararları göz ardı ederek, Kristal-İş Sendikasının grev ertelemesine karşı yaptığı yürütmeyi durdurma başvurusunu reddetti. Cam sektöründe fiilen grev yasağı devam ediyor.
‘Yasak’ diyoruz; çünkü Türkiye’deki düzenlemeler Bakanlar Kurulunun 60 günlük grev “erteleme” yetkisini gerçekte grev yasağına dönüştürüyor. Tarafların 60 gün içinde anlaşamaması halinde sendikanın erteleme süresi sonunda greve devam etme hakkı bulunmuyor. Bu durumda uyuşmazlığın, taraflardan birinin başvurusu ile Yüksek Hakem Kurulu tarafından çözülmesi düzenlenmiş.
Pekiyi, taraflardan biri Yüksek Hakem Kuruluna başvurmazsa ne olacak?
Yasaya göre bu durumda sendikanın yetkisi düşüyor. Yani yasa hükümlerine uymamanın yaptırımı da sadece işçi tarafı için düzenlenmiş.
ILO, erteleme süresi sonunda sendikanın greve devam edememesini sendikal hak ihlali olarak değerlendiriyor. Nitekim Türkiye bu bakımdan birçok kez Uluslararası Çalışma Konferansında tartışıldı. Kaldı ki; ILO erteleme yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilmesini de eleştiriyor. Sendika Özgürlüğü Komitesine göre bu yetki hükümete değil, ilgili tüm tarafların güvenini kazanmış bağımsız bir organa verilmeli.
Gerek uluslararası normlar gerekse yargının “ileri hukuk” aşamasına geçmeden önce verdiği yerleşik kararlar; AKP Hükümetinin sendikal haklara yönelik olarak gerçekleştirdiği sistematik ihlalleri de, iktidarın sınıf kimliğini de tekrar tekrar ortaya koyuyor. Soma katliamının acısı henüz bu kadar tazeyken Hükümetin maden grevlerini engellemiş olması ise tüm bunlara ek olarak tam bir samimiyet testi.
Bakanlar Kurulunun grevi durdurduğu Çöllolar Madeni’nde 2011 yılında 4 gün arayla meydana gelen 2 ayrı göçükte 11 işçi yaşamını yitirdi. Üstelik 9 can hâlâ toprak altında. 3 yıldır cenazelerine ulaşılamadı.
Sayıştay raporunda, ilk göçükten hemen önce ölçüm istasyonlarınca tespit edilen kütle hareketleri sonrasında çalışmalara ara verilmesi gerekirken, yüklenici firma tarafından (Park Teknik) çalışmaların sürdürüldüğü belirtiliyor. Yani ölümlere açıkça davetiye çıkartılmış, göz yumulmuş.
Ancak AKP Hükümeti tüm bu olanları kamu sağlık ve güvenliği açısından yeterince ciddi bir tehdit diye değerlendirmediğinden olsa gerek, 2013 yılında kömür havzasında çalışmalar yeniden başlatıldı. Çalışmalar yeniden başlatıldığında aradan geçen 2 yıla rağmen iş cinayetinin iddianamesi bile tamamlanmamış ve henüz kamu davası açılmamıştı.
16 Temmuz 2013’te başlayan ve defalarca ertelenen davanın son duruşması geçtiğimiz günlerde yapıldı ve hâlâ karar yok.
Bugün bayram. Soma’da yüzlerce madenci çocuğu babalarını ziyaret edebilmek için mezarlıklara koşacak bugün. Elbistanlı birçok çocuk için ise ziyaret edebilecekleri bir mezar taşı bile yok. Başka çocukları aynı kaderden korumak için yapılan direnişler ise devlet tarafından yasaklandı. Üstelik bu kez yasağın altında “Biz siyasete işçi kardeşlerimiz için girdik” diyen bir cumhurbaşkanı adayının da imzası var.

Nilgün TUNÇCAN ONGAN
evrensel.net

Kaynak:   http://www.evrensel.net/kose-yazisi/71921/ayip-denen-bir-sey-var.html

ilgili makaleler

Yorum yap