Şu ana kadar 2.488 defa okundu

DÜNYA’DA YAŞANMIŞ OLAN MÜZAKERE SÜREÇLERİ ve KÜRDİSTAN

Günümüzde Ulusal Kurtuluş Mücadeleri bir bir sona ererken Kürdistan özgürlük direnişi gündemdeki yerini koruyor. Jeografik olarak bölgemizde Kürdistan halk direnişine benzerlik oluşturan tek ülke şüphesiz Filistin’dir. Filistin, İngiliz donanmasının bölgeden çekildiği 1947’lerden beri direnişini sürdürürken, yavaş yavaş devletleşmeye doğru gitmektedir.

Aslında etrafındaki devletlerin stratejik hesaplarına kurban olan Filistin Devleti 1948’te İsrail ile beraber ikiz iki devlet biçiminde hesaplanmıştı. Bölge devletlerinin tutarsızlığı ve büyük güçlerin bilinçli ihmalinden dolayı Filistin Devleti’nin kuruluşu gecikmiş, her defasında ertelenmiştir. Sözkonusu ortadoğu toprakları olduğu zaman, ilk akla gelen yeraltı zenginlik kaynaklarıdır ve bu kaynaklara dayalı olarak açıktan ve gizliden yürütülen stratejik kavgalardır. Filistin’in devletleşmesini engelleyen (geciktiren) diğer bir etken ise, kendi aralarındaki nüfuz kavgalarıdır.

Daha açıkçası, El Fetih örgütü ile Hamas arasındaki erk olma mücadelesidir… Filistin, az çok halklarımız tarafından bilinen bir mevzu olduğundan, bu konuyu geçiyorum. Benim asıl özetleyerek hatırlatmak istediğim örnekler biraz uzağımızda yaşanan halk hareketleridir…

Örneğin İspanya’da Katalunya, Bask (Vask), Sri Lanka tarafından işgal edilen Elam toprakları, yine,  Kuzey İrlanda vb. yerlerde toprakları işgal edilen halkların direnişleri ve Colombiya’da olduğu gibi diğer bağımsızlık savaşlarına kısaca göz atmaktan yarar var diye düşünüyorum.

Politik literatürde “iç savaş” olarak anılan düşük yoğunluklu savaşların yaşandığı bu coğrafyalarda uzun yıllara sarkan halk direnişleri son yıllarda karşılıklı geliştirilen müzakerelerle belli sonuçlara bağlanmıştır. Kimi yerlerde halkların ortak çıkarlarını kapsayan talepler karşılanmış, yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle sorunlar (tam olmasa da) çözüme kavuşturulmuş, kimi yerlerde ise direnişçi güçler oyuna getirilerek sonuç alınmaya çabalanmıştır.
Sri Lanka yönetiminin segilediği pratik budur. 1976 yılında örgütlenen “Tamil Elam Kaplanları” örgütü 1983’te ilk kez silahlı mücadeleye başlamış, 90’lı yıllarda rejimi sarsacak noktaya ulaşmıştır.

Mücadele boyunca defalarca ateşkesler ilan edilmiş, her defasında Sri Lanka devlet yetklilileri tarafından barış girişimlerri sabote edilmiştir. Tamil Nadu Eyaleti’nin bağımsızlığı için mücadele eden örgüt sorumluları ile hileli bir oyuna girmiş olan devlet yetkilileri, “Örgütün söz sahibi olabilecek bütün kadrolarının katılacağı bir toplantı!” önermiş (2009), toplantı alanına pusu kurularak örgütün bütün savaşçı komutanları ve beyin kadroları katledilerek örgüt çökertilmiştir. Sonuç itibarı ile Sri Lanka parlamentosunda Tamiller’in grup oluşturduğu doğru olsa da, hem sorun çözülememiş, hem de on binlerce politikacı zindanlarda çürümeye terk edilmiştir…

İspanya’da Franco diktatörlüğüne karşı yaşanan büyük direniş sonrası demokratik cephe savaşı kazandıktan sonra, Vask (Bask) bölgesi ve Catalunya (Katalanya) adına 1959’dan beri örgütlenen halk hareketleri 1979’da özerklik elde edebilmiştir. Hem Vask, hem de Catalunya’da yerel parlamento dahil, herr türlü ulusal hak ve özgürlüklere sahip olunurken, giderek özerk yönetimler geliştirilmiştir. Bu gün Catalunya bölgesi elde ettiği hak ve özgürlüklerle yetinirken, Vask Bölgesi adına mücadele eden ETA, yer yer bağımsızlık adına denemelerde bulunmaktadır. Zira Vask topraklarının bir kısmı Fransa haritasına dahildir.

Bu direniş biçimlerinden İrlanda örneği, Kürdistan ile kıyaslandığında hiç de yabana atılır sayılmaz. İrlanda yüzyıllardır Birleşik Kraliyet ailesinin bir parçası olarak görüldü. İrlanda’nın tarihi uzun yıllar süren direniş öyküleri ile doludur. Özetle, 1949’da Güney İrlanda bağımsızlığını alrken, Kuzey İrlanda, geçtiğimiz yüzyılın yarısından çoğunu “iç savaş” olarak nitelendirilen direnişle tamamladı. Aslında İrlanda’nın direnişi 17. yüz-yılda başlar. Sonuç olarak gerilla savaşının başladığı 1960 yılından 2005 yılına kadar, inişli çıkışlı mücadele yılları yaşandı ve 2005 yılında belli müzakereler yapıldı. 2007 yılında Katolikler ve Protestanlar (Kraliiyet yanlıları) ortak bir parlamento oluşturdular. İrlanda halkı uzun direnişler sonucu (tam olmasa da) bir çok hak ve özgürlüklerini alabildiler…

Sonuç olarak şunu vurgulamak istiyorum. Kültürel olarak iç içe geçmiş olan halklar karşılıklı toleranslara dayalı olarak beraberce yaşamanın yollarını aramaktadırlar. Günümüz dünyası, geçtiğimiz yüzyılda olduğu gibi, herhangi bir etnik temizliğe müsaade etmeyecek kadar gelişmiştir. Artık halkların kültürlerini, inançlarını yok sayamayacak, halklara ait olanın inkar edilemeyeceği bir süreçteyiz. Günümüz toplulukları gelişen teknoloji sayesinde birbirleri ile an’lık ilişkidedir. Günümüz topluluklarının çıkarları evrenseldir.

Elbette ki uluslararası ilişkiler karşılıklı stratejik hesaplar içerir. Ancak aynı coğrafyalarda yaşayan ayrı etnisiteden insan yığınları ortak paydalar üzerinden birleşmelidirler. İşte bu yüzden, Kürt Halk Lideri Abdullah Öcalan’nın yıllardır yürüttüğü müzakerelerin sonuca kavuşması için, bütün Anadolu halklarına sorumluluklar düşmektedir. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, tuzaklı oyunlar bile hesaba katılmalı, karşılıklı güven verici adılar atılmalıdır. Esas olarak güven verecek olan taraf, yıllardır inkarı ve imhayı dayatan taraf olmalıdır. Yani esas sorumluluk devletin ve onun icra gücü olan hükümetindir.

Kürdistan’da tarifi imkansız olan acılar yaşanmıştır. Bu acı ister istemez Anadolu’nun her köşesine sirayet etmiştir. Bu acıların tellafisi sağlam ve güvenilir adımlarla olur. Devlet, ne kadar kapsamlı adımlar atarsa o kadar sonuca yaklaşılmış olunur. İstişare dönemleri, müzakere dönemleri dürüstçe ele alınmalıdır. Unutulmasın ki, Sri Lanka örneği tarih boyunca lanetle anılacaktır. Anadolu halklarının birlikte ve güven içerisinde yaşaması için kendisinden doğru bir adım atılması gereken Devlet’tir. Sonrası halkların kendisine bırakılmalıdır…

Derin saygı ve selamlarımla,
Mustafa Zewal Dogan

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın