Şu ana kadar 3.249 defa okundu

ONLARA DAİR

Var olmak elbete salt insani, hatta canlılara ait bir olgu değildir. Ancak var olmanın bilincinde olmak insani bir olgudur. Bilincimizle bizi sarmalayan koşulları ve olguları anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırız. Hislerimiz, duygularımız ve hatta düşüncelerimiz, içerisinde yaşadığımız maddi yaşam tarafında şekillenir veya oluşur. Yine içerisinde yaşadığımız koşulları veya dünyayı değiştirme eylemi aslında bu koşullara başkaldırıdır. Verili koşulları kabullenmemektir. Başka bir ifadeyle mevcut koşulları değiştirme, olumsuzluklara rest çekmektir aslında.

Gerçek anlamda yaşamak sadece varolmak değildir elbette. Yaşamak sınırları olumludan yana, iyiden güzelden yana zorlamaktır. Yaşamak insanın çevresini, içerisinde yaşadığı koşulları güzelleştirmeye çalışma faaliyetiyle anlam kazanır. Sivilleşmenin dereceside bu faaliyetlerle ölçülür bir anlamda. Ne yazık ki bazen insanlar bu faaliyetlerini sonuna kadar götüremiyebiliyor. Bazen bir fırtına insanı dalından budağından edebiliyor. Bazan barbar bir kasırga engelleyebiliyor. İşte Finlandiya da hunharca ve canlılar ötesi duygularla katledilen bu üç insanımız yaşama faaliyetleri engellenenlerdendi. Asiye ve Aziz varolmalarıyla dokunduklarında iz bırakanlardandı. Onlar fizik ötesi duygu ve düşünceleri ile bir çok insanın dünyasına dokundular. Biraz bencillikte olsa birlikte birbirine ait bir dünya kurmuşlardı. O dünyaya aitte sınırlar çizmişlerdi ve o sınırlar dahilinde geziniyorlardı. Düşünce dünyasında kurdukları sınırları bir birine dokundukları bakışlarıyla dönem dönem aşmaya çalışıyorlardı.

Çok çalışıyorlardı. Koşulların dayattığı bir tercihti çok çalışmak. Hayaller kuruyorlardı. Kendilerince artık çok çalışmanında sonuna gelinmişti. Artık heryıl ailece tatil yapacaklardı. Çocuklarına karşı yapamadıklarını yaşamlarının geride kalan bölümünde tamamlayacaklardı. Torunları olacaktı ve boş zamanlarında onlarla uğraşacaklardı. Dünyanın sınırlarını sürekli genişletmek için zorluyorlardı. Onlar birçok insanın dünyasına dokunuyorlardı ve her dokunuşlarında bir iz bırakıyorlardı. Belki de hiç ayırdında değillerdi dokunuşlarının. Tıpkı bizim ancak onların yokluğunda dokunuşlarının ayırdına vardığımız gibi. Üreterek ve bilinçleri dahilinde ürettiklerini üleşerek yaşıyorlardı. Yaşam, zaman, toplum, aile ve gelecek arasında kendince bağlar kuruyorlardı. Bazan en sevdikleri insanlara zaman ayırmayı gelecek ’’güzel’’ günlere feda ediyorlardı. İnsana, hayata, iyilikten ve güzelliğe dair güzel hayaller kuruyorlardı hiç ölmeyeceklermiş gibi.

Nereden bilebilirlerdi ki kendi katillerini kendilerinin çağırabileceğini. Nereden bilebilirlerdi ki bir anlam dahi yüklemeden insanın zorlandığı bu katliamın kendileri ile birlikte hayallerini ve kendilerine dair hayalleri olan sevenlerininde hayallerini katledebileceğini.

Biliyoruz; elbette ki bu bir sonuçtur. Hiç bir şey bu sonucu artık değiştiremez. Bu güzel insanların bu dünyada sevenlerinin dünyasında yoklukları ile oluşturduğu boşluğu hiç bir şey dolduramaz. Ancak hayvanların dahi yaşam kuralları varken, hangi toplumsal ilişkiler böylesi bir canavarlığın oluşmasına zemin hazırladı? Hangi hayvani duygu ve düşünce ön ayak oldu? Hangi neden böyle bir katliama giden basamakları döşedi? Bu ve buna benzer sorular elbette hemen cevaplanması gereken sorular değil.

Ancak timsah gözyaşları dökmek, ikiyüzlüce bir yaşam ve davranış biçimi seçmek, başka olumsuzlukların temel taşlarını döşer. Hele hele insan yaşamı sözkonusu olan böylesine bir katliam karşısında tarafsızım demek en hafif deyimle his, duygu ve duşünce dünyasının sosyallaşmamasıdır. İnsanlaşma sürekli iyiyi güzeli aramak ise, tersinde ise anlaşılmayacak hiçbir şey yoktur elbette.

Bir çok dostumuz birlik beraberlikten bahsediyor. Dostlar gerçekten neyin birliktelliği ve beraberliği? Eğer birlikler beraberlikler kötülükler temelinde, katilleri koruma kollama ve dahada ötesi düşünce, duygu, his ve insani değerler yerine kan bağları temelinde v.s olacaksa olmaz olsun o birlik ve beraberlikler.

Unutmayalım ki toplumsal çürüme, yozlaşma ve düşkünlük kişiden başlar. Bunlara göz yumarak birlik bereberlik ummak insani değildir. Kan bağlarında dolayı olumsuzluklara sahiplenmek veya göz yummak, bedenimizden kopan pislikleri bedenimize sürmeye benzer. O halde pisliklerimizden arınarak ancak birlik beraberlik oluşturabiliriz.

19 Mart 2015

Yusuf Şekersöz

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın