BARIŞ’IN İÇERİĞİNİ BOŞALTMAK

Barış kavramı, sıradan bir kavram değildir. Aile bireylerinin bile gündelik hayat ilişkilerinde birbirlerine kızmaları, küsme ve darılmaları bu kavramın anlam bulmasıyla ortadan kalkar. Baba kızına, “artık barışalım mı kızım?” diye gülümser. Abla, küçük kardeşine, “artık barıştık mı?” gibi gayet insani olan ve geçmişteki bütün negatif yaşanmışlıkları bertaraf eden sihirli bir kavramla yaklaşır. Sosyal bir varlık olan insan için “barış” kavramı en kutsal kavramdır. Biliniyor ki her toplum, iç dinamikleri bakımından sınıfsal farklılıklar içerir. Toplumun farklılıklarını çelişkiye dönüştürerek onların arasındaki birlikteliği dağıtmak, yönetim erkini elinde bulunduran kimselerin en etkin silahıdır. Tarihten günümüze, insani olan bütün kavramların içeriğini boşaltarak toplumsal dejenerasyon yaşatmak isteyen yönetimler, “barış” kavramıyla da oynamaktadırlar. Kitleleri beklenenden daha fazla umutlara ittiğinizde, onların ayaklarını yerden keser en basit bir rüzgarla istediğiniz yöne savurabilirsiniz. İşte seçimlere beş kala TC iktidar ve muhalefet partilerinin içerisine girdikleri hileli oyun budur. Kurt halkının umutları, bahardan bahara Newroz’lara ertelenmektedir. Her defasında Kürtler ve Kürdistan coğrafyasında yaşayan diğer bütün etnik grupların ümitleri törpülenmekte, halkların ümitleri ile oynanmaktadır. Ne kadar yenilikçi özgürlükçü söylemle halkların karşısına çıkılırsa çıkılsın, TC adına hareket eden iktidar ve muhalefet tarafından halklara dayatılan tarihsel çürümüşlüktür.

80 yıllık yaklaşımlar bir yana, yaklaşık 12 yıldır Anadolu halkları kandırılmaktadır. Kürdistan’da yaşanan savaşın öncelikle insan faktörüne, sonra doğaya tabiata verdiği tahribatlar tellafisi olmayan merhalededir. Devlet adına görevlendirilmiş olan dönemsel iktidarlar veya muhalefet eden siyasi partilerin söylemleri farklı olsa da, genel anlamdaki yaklaşımları derin bir bütünsellik arzetmektedir. Hele hele Anadolu’da sözkonusu mevzuu Kürtler ve Kürdistan olduğunda, yaptırımlarda sınır tanınmamaktadır. Dünyanın gelişen konjünktürüne göre politikalar uygulanmaktadır. Yerine göre, yer yer fiziksel imhaya başvurulmakta, yer yer de ince hesaplarla kitlelerin direngenliği hedeflenmektedir. Vahşilik içeren İlk çağ, Orta çağ yöntemleri dahil; tarihte denenmiş olan bütün gayri insani yöntemlerle kitleler sindirilmek istenmektedir.  Kısacası, modern söylemlerle de olsa TC yöneticileri tarafından halklara reva görülen budur. Kiminde “laiklik” oyunları devrededir, kiminde en koyu “İslamist” yaklaşımlarla kitleler manipüle edilmektedir. Din, İnanç, hak ve hürriyetler adına ne varsa, kavramların içeriği boşaltılmakta, toplumsal bağlılıklar iğdiş edilmektedir. İnsan yığınlarına dayatılan tek yaklaşım sürü  politikasıdır. Üzülerek belirtmeliyim ki, Anadolu insanının birbirlerine yaklaşımları yöneticilerini bu hususta daha da cürretkar kılmaktadır. Olayları gerçek çıplaklığıyıla gören algılayan kimseler bir diğerine ulaşma noktasında eksiklidir. Batı Anadolu yeni yeni uyanmaktadır.

Sonuç olarak Anadolu insanına baktığımızda, PKK öncülüğünde geliştirilen direniş çizgisi yavaş yavaş kendi bölgesinin sınırlarını aşmaktadır. Yani, gidişata isyan eden direniş çizgisi Anadolu’nun Doğu’sundan Batı’sına doğru yol almaktadır. Kürdistan Halkı, TC adına hiç  bir siyasi partinin kendilerine verecekleri haklar beklentisinde değildir. Zira bu güne kadar ulaştığı bütün kazanımlarını canı, kanı pahasına elde ettiğinin bilincindedir. Kürt halkı örgütlüdür. Bilinçlidir. Ne sitediğini ve isteklerine nasıl ulaşacağının idrakındadır. Kürt halkı  kendisine güvenmektedir. Kürtler, kendilerine zorla dayatılan savaşta gösterdikleri güven duygusunu “Barış”a dönüştürme arzusundadır. Yanıbaşındaki halklarla güvenli bir beraberlik arayışındadır. İşte bu yüzden Anadolu’daki bütün halklarla birliktelik yollarını aramaktadır. HDP’nin kuruluşu da bu amaçlıdır. TC yöneticilerinin asıl korkusu, telaşı bundandır. Barış kavramının içeriğini boşaltma çabasının altında bu gerçeklik yatmaktadır. Her defasında PKK’nin silah bırakacağını dillendirmesi  bu yüzdendir. Silahların ne amaçla ele alındığı gerçeği ortadadır. Bu sebepler ortadan kalkmadan, Kurt halkının hak ve özgürlükleri anayasal güvence altına alınmadan; silah bırakmanın koşulları ortada yokken, Kürtlerin silah bırakması halklar adına intihar değil de nedir? Bunun da ötesinde silahlı Kürt savaşçıları, dünyanın başına bela olmuş olan bir yapılanma ile göğüs göğüse çarpışırlarken, “PKK silah bıarakacak. Artık silahlara veda edecek!” gibi söylemlerle neyin amaçlandığı ortadadır! Bununla yapılmak istenen; 12 yıldır kitlelerde uyanan barış ümitlerinin içeriğini boşaltmaktır. Ama bütün bu çabalar nafiledir. Artık doğru bir örgütlülüğe kavuşan Anadolu halkları şunu söylemektedir: “90 yıldır gasp edilen haklarımız iade edilsin! Ya Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uzattığı BARIŞ elini tutar, soylu bir adım atarsınız, veyahut da, her gün dini vicdanı ile oynadığınız halkların gelişmekte olan sınırsız öfkesinden boğulursunuz…

Derin saygı ve selamlarımla,
Mustafa Zewal Doğan

ilgili makaleler

Yorum yap