Şu ana kadar 1.060 defa okundu

Şangay

Türkiye'nin uluslararası hamleleri

Son zamanlarda Avrupa Birliği’nden gelen olumsuz haberler üzerine Türkiye de farklı kartlarını oynama yoluna gitti. Fakat diyaloglardaki muhattaplarimiz acısından bizim bir dezavantajımız var ki oda elimizdeki kartların açık olması. Ekonomik verilere ulaşmasını bilen biri Türkiye için Avrupa’nın mı yoksa Şangay beşlisinin mi daha hayırlı olacağını çok rahatlıkla görebilir. Çünkü sayısal veriler tercih yapmaya fırsat vermeden gerçeği resmen bağırıyor. Yüksek katma değerli ürünlerin ihracatı bakımından Avrupa Birliği %60 civarındayken bütün Şangay Beşlisi ülkelere toplamı %5 civarında. Fakat bu durum Avrupa açısından böyle değil. Türkiye’nin Avrupa ihracatında toplam payı %1.5 kadar. Yani bizim malların en büyük müşterisi Avrupa iken, Avrupa mallarının çok daha büyük müşterileri var. Bu açıdan bakıldığında Avrupa bizi almak zorunda değil. Türkiye’nin lojistik açıdan önemli bir konumda olduğu su götürmez bir gerçek. Konumu gereği büyük bir kültürel varlığının olduğu herkes tarafından kabul edilebilir. Fakat bunlar Avrupalı olmaya yetmeyecektir. Buradan itibaren ne yapmamız gerektiği konusudur ki bu konu bir atasözünü akıllara getiriyor. Zararın neresinden dönülse kardır. Çünkü Türkiye ekonomisinin bu kırılgan ve esnek olmayan yapısı değişmedikçe diş politikada seçenekleri artırma sansımız çok fazla olmayacak.

Bir örnekle açıklarsak Rusya ile yaşanan uçak krizi sonrası Rus hükümetinin aldığı “tatile Türkiye’ye gidilmeyecek” kararı sonrası Antalya’daki turizmciler İstanbul’daki dericiler çöküntü yaşamıştı. Turizmde payı %80 olan Rusya bu silahını gayet iyi kullandı. Aynı senaryoda Rusya’nın turizm payını %10’a düşürsek dış politikadaki hamlelerimiz sizce yine aynı şekilde olur muydu?

Bir başka konu ise Avrupa’nın parasal yapısı. Avrupa Birliği yapısı gereği üye ülkelerin ekonomilerine destek olan, onları Avrupa standartlarında kalması için sürekli denetleyen ve teşvik eden bir birlik. Bu destekleme ise ülkelerin nüfusuna göre yapılıyor. Estonya üzerinden bir örnekleme yapacak olursak; doğru düzgün sanayisi olmayan ve kısıtlı imkanlara sahip devlet Avrupa birliğinden gelen bu yardımları arttırmak için online oturum hakkı, online vatandaşlık gibi hizmetleri kullanıma açtı. Bu çalışmaları sonucu Estonya 3 milyonluk ülke nüfusunu 10 milyona çıkardı. Türkiye’nin olası bir üyeliği durumunda birliğin nüfus bakımından en büyük 2. ülkesi (1. Almanya), nüfus artış hızına bakıldığında ise 2020’den itibaren en büyük ülkesi olacak. Buda arka planda şu demek oluyor Türkiye parlamentoda, komisyonda ve bütçe yardımlarında en büyük paya sahip olacak. Belki birlik Yunanistan, İtalya, İspanya tecrübelerini yaşamasaydı her şey daha kolay olabilirdi. Sizce de bu üyeliği yokuşa sürmeleri normal değil mi?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın